27 Ağustos 2011 Cumartesi

Bir Kadının Yaşam Kronolojisi

Küçük bir kız çocuğunun eline ne de yakışıyor o bez bebek.
Sanki biliyor,
ana olacak...
Sarıyor bağrında
bir yavru gibi...

Büyüyor sonra o kız çocuğu
serpiliyor...
Saçlarında yıldızlar uçuşuyor...
O bir gülüyor
ergen gençler eriyor...

Yıllar saymıyor yerinde...
Artık "kadınım ben" diyor bedeni...
Sesi kararlı
Sesi davetkar...
Olgun erkekler peşinde pervane,
o ise bir "prense" divane...

Sonra bu divane baş,
takılıyor bir pervanenin ucuna
savruluyor nikah masasına.
Sen bastın ayağa, ben bastım derken
zifaf gecesinin stresini,
"ay çocuk geldi... vallahi geldi... ay ay ayyyyy..." stresi alıyor.

Acımasız bu yıllar...
Çok cilve yoruyor tabi
nazlı bedeni.
"Haylazlık zamanı" ruhu terk ediyor.
Yeni adresi kadının bedeni...

Önce basenler dile geliyor
"Sağdan esmerleri,
soldan beyaz gençleri savurdun" diyor,
sağ-sol ayrımı yapmadan,
kardeş kardeş pörtlüyor,
sinsice.
Göbek tabi kıskanıyor bu durumu.
Zaten gençlikte sinyali vermişti ya,
artık podyumda ilk boy gösteren olmaktan
çekinmiyor.
Göğüsler tabi burada en mazlum dostlar oluyor.
"Ben bebene aş verdim" diyor,
sarkıyor başını dik doruklardan aşağı.

Heyecanlı yıllar,
ateşli yıllar,
eğlenceli yıllar,
"nereye gittin ulan, yıllar!" feryadını getiriyor beraberinde.
kucakta bebe ağlıyor.
Güzellik de bebeye para etmiyor ki!..
Herifin de götü kalktı!
Dün götünde dört dönüyordu,
şimdi yatakta götünü dönüyor.

"Komşunun kızına da ne yakışmış o bluz,
ben giyimsem acep nasıl durur?"
Yılları geliyor kapıyı çalıyor.
Sıkıysa açma!..
Üstelik menepoz filminin de pek yakında gösterime gireceği
kulağına çınlanıyor
ki, baş rolde oynadığını çok iyi biliyor kadın...
"Ben o filmde rol almasam olur mu?" sorusu
beraberinde,
"yıllaaarrr ah yıllar!.." yakınmasını getiriyor
ki, bu kez de kucakta torun var!
Hiç de laf dinlemiyor meret...

Lakin, menepoz filminin getirdiği depresif yılları
bu hayta torun-torba takımı siliyor süpürüyor.
"Kızım öyle mi yapılır,
oğlum böyle mi söylenir,
yavrum çocuk kısmısı hiç bu kadar başıboş bırakılır mı?"
serzenişlerinin altında mutlu bir,
"Len ben de bir zamanlar neydim ama he!"
gülümsemesinin gizli olduğunu
"öf anneeee! sizin zamanınızda kaldı öyle şeyler..." diye
bilmişlik taslayan yeni yetme ebeveyn takımı evlatlar bilmiyor tabi.

Mini eteği ile ergen sabileri,
göğüs dekoltesi ile olgun herifleri
alt ettiği yıllardaki
"ay bu etek nasıl oldu?
ay bir düğmeyi daha açsam çok mu abartmış olurum?"
endişelerinin yerini,
"Bir köfte daha yesem hazmedebilir miyim?
eteğin altına uzun don giyineyim de sıcak tutsun"
tedbirciliği alıyor.

Velhasıl kelam,
sözün fazlasıyla-eksiğiyle geldiği ve gideceği yer
cümle cemal'in aşikar olduğu bir gerçektir!

Kadın olmak
"güzel şey midir, zor şey midir?"
sorusunun cevabını en iyi,
o bedeni taşıyanlar bilir.
Bu yazıyı yazan da bir erkek olduğuna göre;

"... Vayy beee! taş gibi hatundu,
sıkılmış süngere dönmüş garibim..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder