18 Mart 2014 Salı

Gündeme dair atarlanmalar!


-Eskilerin 'Deneme' dediği cinsten...-

"Bulutlara asfalt dökün,
Tünel kazıyın,
Viyadükler, köprüler yapın!
Uçaklarımız çok sallanıyor,
Rahat yolculuk yapamıyoruz!
Hani nerede bu hükumet?"

Sevgili Bilok,
İşte bugün güne bu şiirle başladım. Sahi şiir mi o, ne o allasen? Neyse mesele değil, elimi korkak alıştırmiyim de klavyeye yabancılık çekmesin. 

Eskiden kalem işçileri vardı; yazarlar, şairler, gazeteciler... Eli kalem tutan aklına kim geliyorsa artık... Bunlar işte hep kalem işçileri... Meslek uğruna yazmaktan parmakları nasır bağlardı. Sonra daktilo diye bi şey türedi. Daha bi hızlı yazmaya başladılar, o da çıt-çıt-çıt sesiyle kafa zikiyordu bir süre sonra...

Gel zaman git zaman bilgisayarı önce masamıza, sonra kucağımıza en sonra cebimize kondurdular. Ellerimiz daha bi nazikleşmeye başladı. Narin dokunuşlarla yazar oldu vakti zamanın "kalem işçileri"... "Klavye işçisi" oldular işte şimdi de. Ama narin dokunuşlardan daha nazik yazılar çıkmadı. Ne kadar fuck o kadar romantizm, ne kadar bomba o kadar kan, ne kadar nü o kadar sanat, ne kadar çok Allah-Bismillah o kadar çok iman, ne kadar çakallık, o kadar para...

Niye?
ÇEVRECİYİZ!

Pardon hat karıştı!

Efendime söyleyeyim. Eskinin insanı çarıkla gezerdi, parasını deriden, hasırdan, kumaştan yaptığı keselerin içinde taşırdı. Ne de güzel yastık altı diye bi tabirimiz vardı. Parası çok olanlarımız doğrudan yastığı kasa yapardı. Lakin bu modern insanlar çok tuhaflar. Ayakkabı kutularını kasa yapıyorlar. Ben de hep merak ederdim, bu ayakkabı kutularını niye bu kadar büyük ve kalın, kaliteli malzemeden yapıyorlar diye... Özellikle pahalı markaların kutularına dikkat edin gerçekten kasa gibi... Utanmasalar şifre de koyacaklar. Meğersem bir bildikleri varmış!

Ama yurdum insanının mizah duygusu her ne kadar gelişmiş olsa da vizyonu hala dar. Geçen haberlerde izledim, bir ablam espri yapıyor, "biz de kibrit kutusunda biriktirmeye başladık işte, napalım" diyor. A be ablacım, kibrit mi kaldı, hı? 50 kuruşa aldığın çakmak bile bi ay gidiyor.Biraz daha yaratıcı olsana!  Ne bileyim, misal "yazdan konserveye para bastıydım, kış geldi doğalgaz neyim, dünya para... Yazlık konservelerden geçiniyoruz" falan desene...

Ablam kibrit kutusunda biriktiriyoruz deyince, dayanamadım, kişisel laboratuvar ortamımda test ettim. Çok da bi para almıyor kibrit kutusu, hem dayanıksız da, elini iki içine sokuyorsun hemen üstten ağzı genişliyor. İstihbarat daire başkanlığıyla temasa geçmek gerek, bu ablamın peşine  bi takılsınlar... Araştırsınlar bakim nasıl sıkıştırıyormuş paraları?

kibrit kutusuna
PARA SIKIŞTIRMAYI SİZDEN ÖĞRENECEK DEĞİLİZ!

Ay Sanırım bilgisayarımı Kızıl Badem (RedBadem) ele geçirdi.

Muz Cumhuriyeti ne demek ya hu? Niye muz? Tövbe tövbe, insanın aklına fena şeyler geliyor. Türkiye'de bu işler olunca Muz Cumhuriyeti oluyorsak, Afrika'da olunca o zaman Ananas Cumhuriyeti mi oluyor o ülkeler? Hem hani T.C. olmuştuk biz? (Tayyip Cumhuriyeti....) Yani başka türlü tasavvur edemedim ama Muz deyince aklıma kötü şeyler geliyor (+18).

Zaten başbakana göre "Gezicidir, ne yapsa yeridir"iz... Gerek yok şimdi terbiyemizi bozmayalım.

Şimdilik bu kadar yeter!

öptüm bye...

* Bu aslında paylaşıldığı tarihten daha önce yazılmış bir yazı da, arada kaynamış işte, paylaşmayı unutmuşum. Neyse gündem eskimemiş en azından... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder