9 Temmuz 2011 Cumartesi

Zonguldaklı boyacı Aykut


Onların defterine keman, darbuka yazılmış...
kalem çalgıları, defter şarkıları, hayat raksları olmuş.
küçük ve hor görülmeye biat etmişler
ama "vur patlasın, çal oynasın"dan da taviz vermemişler.
Hani bizler "akıllı" insanlarız ya,
Hani biz, üstün ırkız
üst kimliğiz ya
bok çuvalına gömmüşüz başımızı,
çingenenin "neden eğleniyoruz biz" deyişini duymuyoruz.
Çingene onlar, biz temiz insanlarız ya,
burnumuzdan kıl aldırmıyoruz.


Aykut, doğmadan önce bilmiyordu
teninin kömür kadar kara
bahtının ise hepten kara olacağını.
Roman bir ailenin esmer delikanlısı olmak zordu bu memlekette
ama bir ümit vardı
"adam" olunacaktı.
Kimbilir anası nelerden bıkmıştı da kaçmıştı
Kimbilir anası nelere "kanmıştı" da kaçmıştı
baba zaten İstanbul orospusuna gönül bağlamış belli ki...
Kara elmasın tozuna alın terini bahşetmiş
ve 600 TL'ye mahkumiyetle ödüllendirilmiş bir dedenin yanında yaşamanın zorluğunu bildiği için Aykut,
utanmamış okul çıkışı boya kutusunu omuzlamaktan.
velhasıl kelam, boya kutusu omuzlayamamış okulun yükünü,
bırak demiş üniformayı...


Aykut, o gün Atasının anısına saygıyı eksik etmeyecek kadar 
eğitimli olduğunu göstermek için kalkmamış ayağa.
Zira, aldığı eğitim sadece, "siren çalar, saygı duruşuna geçilir"i öğrenmeye yetmiş...
Sorgulama lüksünü hayat Aykut'a lutfetmemiş.
Atası, 70 milyona bir vatan emanet etmiş,
Aykut 69 milyon 999 bin 999 kişinin içinden sıyrılıp,
"payıma boya kutusu mu düştü" demeyip kalkmış ayağa...
Aferin! akıllı çocukmuş ki, biraz sonra ayakkabısını boyayacağı amcanın gözüne girmiş,
1.5 liraya anlaşmışlar ama 2 lira ile ödüllendirilmiş.


Aykut, bir meslek sahibi olmanın peşinde, meslek okuluna gidip gelirken,
kader denen zırva dur demiş; bu ülkede "normal" insanlar sıfırdan başlar hayata.
sen çingenesin, sar bantı geriye, hadi şimdi eksilerden başla...


Aykut, dedesinin 600 TL maaşı ile yaşanmayacağı,
600 TL'ye ayakkabı alanlardan çok daha iyi bildiği için,
Günde 15 TL'ye razı gelmiş,
kalemi kağıdı boyacı sandığının gizli gözlerine saklamış.


O gün, Atasına saygısından ayağa kalktığında
saat 9'u 5 geçiyordu.
Ta ki, bir gazeteci "bomba haber yakaladım ulan" diyip deklanşöre basana kadar.
Şimdi Aykut, Atasının mirasına karşı olan görevini yerine getirdi işte.
Yurduna bir dram lutfetti.
Zonguldak'ta kendi halinde bir boyacı iken;
İstanbul Nişantaşı'nda, elinde Atasının posteri ile saygı duruşunda duran,
uzaylı gözlüklü, şık giyimli ve fena halde Atatürkçü amcalara, teyzelere
ağzını bile açmadan, sırf bir karedeki görüntüsü ile şöyle dedi:
"Siktirin gidin ulan, sizin olsun ülkeniz"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder